• BIST 104.123
  • Altın 145,449
  • Dolar 3,4885
  • Euro 4,1695
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 21 °C

EĞİTİM SİSTEMİNDE YİTİRİLEN ÇOCUKLAR

Mehmet Akif Demirelli

EĞİTİM SİSTEMİNDE YİTİRİLEN ÇOCUKLAR

            Başlık okunduğunda yazı içeriğinin eleştiri yazısı olduğu direk göze çarpmaktadır. Evet bu bir “Öznel Eleştiri” yazısıdır. Ve her eleştiri aslında mevcut problemi/leri çözmek adına yapıldığı sürece dikkate alınmalıdır. Rasim ÖZDENÖREN eleştiriyi üçe ayırır: Keyfi, Nesnel ve Öznel olmak üzere. Bir yazıyı, sistemi, olayı beğenip beğenmediğini kişi gerekçelendirebiliyorsa bu bir öznel eleştiridir. Gerekçelendirme yapılmadan yapılan eleştiri ise keyfi bir eleştiridir.

            Milli Eğitimin mevcut sistemi içerisinde yitirilen çocuklar olduğunu ne yazık ki hepimiz görüyor, tanık oluyor, kimimiz mücadele ediyor, kimimiz de seyirci kalabiliyoruz. Bu oldukça uzun bir konu olacağından yazı da parça parça olacaktır. Yitirilen öğrencileri belli başlıklar altında ve yaşanmış örneklerle aktarmaya çalışacağım.

  1. Girişkenliği üst düzeyde olup, mekan tercihinde hata işleyen öğrenciler: Mesleğimin ilk yıllarında öğretmenler odasına doğru ilerlerken, odadan yaklaşık6-7 öğretmenin bağırış seslerini duydum. Odaya merak duygusu gereği hızlıca yöneldim ve öğretmenlerin bir öğrenciyi aralarına alıp bağırıp çağırdıklarına şahit oldum. Meseleyi anlamaya çalışıyordum çünkü öğretmenleri bu kadar hiddetlendiren şeyin ne olduğunu çok merak ediyordum. Kızdıkları öğrenci ise sessizce ve terbiyesini hiç bozmadan öğretmenlere kısık sesle cevap vermeye çalışıyordu. Sonra bir öğretmen çocuğun okula 500 adet renkli lastik getirdiğini, bunları belli bir ücret mukabilinde sattığını, hatta birkaç öğrenciye de belli sayılarda verip sattıklarında paranın yarısını kendisine yarısını da kendilerine almaları noktasında anlaşma yaptığını açıkladı. Açıklamayı duyar duymaz çocuğu alıp odama götürdüm. Öğretmenlere de öfkelerini anladığımı ancak böylesine bir ticari pratik zekâyı bu şekilde cezalandırmamamız gerektiğini açıkladım. Çocuğun ihtiyacı olan tek şey kendisine mekan olarak seçtiği yerin bu iş için uygun bir yer olmadığını bilmesini sağlamak. Bu konuda örnekler çoğaltılabilir ama farkında olmadan çocukların önemli bazı kabiliyetlerini yaralayabilmekteyiz. Halbuki Ahmet Şerif İzgören’in kitabında limon satma hikayesini savunmayan yoktur!
  2. Yetenekli Öğrenciler:

Okullara yollanan belli başlı yarışmalara, apar topar çağrılan Resim, Müzik ve Türkçe öğretmenlerinden öğrenci ismi alıp bu öğrencilere iki resim çizdirip, iki kompozisyon ve şiir yazdırarak mı öğrencilerin yeteneklerini ilgileri doğrultusunda geliştireceğiz? Halbuki çok zor değildir 800 kişilik bir okulda resim, müzik, edebiyat, spor, sayısal vb alanlarda yetenekleri ve ilgileri olan öğrencileri tespit etmek.

Türk Milli takımının uzun  yıllardır forvet bulamaması bir tek antrenörlerin suçu olmasa gerek.  Çünkü bir çocuğun 90 dakika boyunca 30 Türkçe, 30 Fen Bilgisi ve 30 tane de Matematikten soru çözebilmesi daha önemlidir ailelerce ve öğretmenlerce. Madem matematik çözemiyor o zaman çocuk muhakkak ya berberde ya da sanayide değerlendirilmelidir. Her sektör önemlidir ama yetenekleri olan bir bireyin kendi sektöründe değil de başka bir sektörde değerlendirilmesi de acı bir durumdur. Bir örnek: Mevsim kış. Yarıyıl tatiline girecek olan öğrenciler heyecanlı. Öğretmenlerden biri uçağa yetişeceğini belirterek karneleri dağıtmamda bir mahsur olup olmadığını sordu. Ben de karneleri alıp sınıfa gittim. Karneleri dağıtmadan önce de çocuklarla kısa bir söyleşelim istedim ve bazı sorular sordum.

-Çocuklar, tatilde kitap okuyacaksınız değil mi?

-Eveeeettttt…

-Verilen ödevleri yapacaksınız değil mi?

-Eveeeettttt…

-Karda kayacaksınız değil mi?

-Ev…….Haaaayyyyıırrrrr…      Nasıl yani?

-Oyun oynayacaksınız değil mi?

-E…. Hayıııııırrrrr…

            Şaşırmıştım. Aklıma ‘’oyun, çocuğun bilişsel, duyuşsal, davranışsal gelişimini sağlayıp, çocuğun sosyal gelişimini sağlayan en önemli araçlardan birisidir.’’ Tanımı geldi. Ve bir kış tatiline girerken meslek aşkıma platonik bir bakış attım.

  1. Kaba Tabirle BEP’li Öğrenciler: Özel eğitim noktasında oldukça yetersiz bilgilerin eğitim kurumlarında dolaştığı bir ülkeyiz ne yazık ki. Her yıl BEP hakkında özellikle seminer dönemlerinde bilgilendirme çalışmaları yapılmasına rağmen öğretmenlerimizin büyük bir kısmının BEP konusunda eksik bilgilere sahip olduğunu görüyoruz. Böylesine hassas bir konuda bu kadar eksik bilginin dolaşması haliyle bir çok yanlış uygulamanın yapılmasına ya da hiçbir şeyin yapılmamasına sebep olmakta. Özellikle ilkokulda sınıf rehber öğretmenlerinin, sınıfta okumaya geçiremedikleri öğrenci sayısı üzerinden müşavirlik hizmetini, çekememezlik hezimetine dönüştürdüklerine şahit oluyoruz. Özellikle bazı özel problemleri olan öğrencilerin direk RAM’a yönlendirilmesi öğrencilerin psikolojik durumlarında yaralar açabilmektedir. Bazı öğretmenlerin ise sırf tanı alıp okuma yazmaya geçemeyen öğrenci için bir kanıtının olmasına ve özellikle bundan sonra o öğrenci için çaba sarf etmemesine belge bulma gayretlerine de tanık oluyoruz. Bunların yanında süreci takip edip araştırıp çocuk için faydalı uygulamalar yapan öğretmenler de var, ancak bu çok büyük bir sayı değil ne yazık ki…

            Özellikle Tam zamanlı kaynaştırma öğrencileri süreçten olumsuz etkilenmektedir. Çocuk tanısı gereği, psikolojik durumu olumlu seyretmesi açısından kendi sınıfında eğitim görmektedir. Yine bu durumda kağıt üzerinde planlar hazırlayıp, yıl boyunca çocuk için eğitsel ve kişisel gelişimine katkıda bulunan uygulamalar yapmayan öğretmen sayımızda az değildir. BEP konusunda uzun yıllar boyunca hatalı uygulamaların yapılacağı şimdiden gözükmektedir.

                                                                                                          

M. AKİF DEMİRELLİ

 
Bu yazı toplam 503 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Dergi PDR | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.