• BIST 73.391
  • Altın 133,161
  • Dolar 3,5219
  • Euro 3,7585
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 1 °C

Kendin Olmak/Olabilmek

MANSUR KILIÇ

Merhaba sevgili okur,

öncelikle söylemeliyim ki yazımın konusunu üniversiteyi yeni bitirmiş olmanın ve KPPSS’den kurtulmanın verdiği heyecanla bir cafede masasına rastgele oturup sohbet etmeye başladığım emekli edebiyat öğreteni Ali amcaya ve onun anlattığı kısa öyküye borçluyum. Bülbül olmaya çalışan bir karganın bunu  başaramayışı ve tekrar kargada olamayıp arafta bir yerde kalışını anlatan kısa bir öyküye.. Bense bu yazımda bunu kendimiz olamayışımız ve sürekli olarak başkaları gibi olma çabası üzerinden anlatmaya çalışacağım. Evet, evet ne alaka kendi olmak, olabilmek, karga, bülbül vs. deyişlerinizi duyar gibiyim.

Korkarım ki size bu yazıda daha da alakasız şeylerden; bir elmanın armut, vişne hatta erik olma isteyişinden bahsedeceğim. Tabi ki armut olmak isteyen bir elmanın kararlarına saygı duyuyor, mutluluğu nerde buluyorsa orada olmasını destekliyorum. Fakat bir elma ağacının bir gün armut sonra vişne daha sona erik olma isteyişini, hiçbiri olamadıktan sonrada artık elmada olamayışını, kendini olduğu gibi kabul edip elma ağacı olmayı neden hiç aklına getirmediğini de sormadan geçemeyeceğim.

Bu sonu gelmez bir oluş içinde olmak asla tamamlanamayan bir benlik halinde olmayı da beraberinde getiriyor. Bu oluş süreci ise resmin tamamını görmeyi engelleyip, bütünlüklü bir yaşam anlatısı oluşturmayı neredeyse olanaksız hale getiriyor. Sürekli olarak başka şeyler olmak isteyişimiz gösteriyor ki; bir şeye duyduğumuz arzuyu uzun süre canlı tutamıyor ya da ona uzun süre odaklanamıyoruz. Sabırsızca ve memnuniyetsizce davranan, kolaylıkla heyecanlanıp yine kolaylıkla heyecanını kaybeden, istemek ve beklemeyi birbirine karıştıran elma ağaçları oluveriyoruz. Yani armut ağacı olmak isteyişimiz(arzulanan)ile elma ağacı oluşumuz(gerçekte olan) arasındaki uçurum günden güne daha da derinleşiyor. Elma oluşumuzdaki parıltıyı ve kızarıklığı sevmiyor, kendimize ait olansa artık bize güven vermemeye başlıyor. Korkarım ki, kendi kişiliğimizi ne kadar başarılı bir armut ağacı oluşumuzda arıyoruz.

Sürekli başkası gibi olmaya çalışıyor fakat armut ağacı olduğumuzda kendini meyve verdiği için avutan ama mutsuz ağaçlar olma ihtimalimizi göz ardı ediyor, kendi elma oluşumuzu da tüketiyoruz. Peki, yerinden kopmuş, mülteci hale gelmiş, sürekli yeni bir yaşam anlatısı oluşturmaya çalışan elma ağacına nasıl yardımcı olmalıyız? Eğer ki bu durumu halledemezsek ve kendimizi tanımladığımız sıfatlar sürekli olarak değişirse; bir süre sonra çaresizlik ve yetersizlik duygularına kapılarak kırılgan bir benliğe sahip olacak, kendi kendimiz bile tanımlayamaz hale gelen birer elma ağacı olacağız. İşte bu yüzden armut, vişne yahut erik olamayışlarımız ve sınırlarımızla yüzleşip bu soruyu cevaplandırmak zorundayız. Ne mutlu hazzın kaynağını kendi içinde bulabilene… Ne mutlu kendisi olmayı başarabilmiş elmalara, armutlara vişnelere…

Mansur KILIÇ klcmansur@gmail.com

Bu yazı toplam 1126 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 3
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Dergi PDR | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.