• BIST 75.727
  • Altın 129,876
  • Dolar 3,4745
  • Euro 3,6641
  • İstanbul 12 °C
  • Ankara 8 °C

Sen Danışman Olamazsan Kim Olacak? Asiye Dursun (Röportaj)

OKAN USLU

“SEN DANIŞMAN OLAMAZSAN KİM OLACAK?” : ASİYE DURSUN  

12.Ulusal PDR Öğrenci Kongresi’nde “Eğitimde PDR Hizmetleri: Örnek Uygulamalar” adlı konferansı veren ekipte yer alan, bizlere aktardıkları ile dikkat çeken, “Psikolojik Danışmanlar Yatıyor” algısını tuzla buz eden, Bursa’da bir lisede okul psikolojik danışmanı olarak görevini layıkıyla yapan sevgili hocamız Asiye Dursun ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Lafı daha fazla uzatmadan sözü hocamıza bırakıyorum. Keyifli okumalar sevgili okuyucu.

Merhaba, öncelikle sizi tanımak isteriz bize biraz kendinizi tanıtabilir misiniz? asiye dursun

Asiye Dursun. 1990 doğumluyum. Doğma büyüme Eskişehirliyim. Annem ev hanımı, babam emekli. Bir abim var. Üniversite dönemine kadar olan eğitim öğretim hayatımı Eskişehir’de tamamladım. Daha sonra Gazi Üniversitesi PDR bölümünü kazandım. Üçüncü yılın sonunda akademisyen olmaya karar vermiştim. Düz lise mezunu olduğum için dil sıkıntım vardı. Üniversiteden derece ile mezun olmama rağmen dil yüzünden KPSS’ye yöneldim. İyi bir puan alınca merkezde bir yer yazıp dil sorununu hallederim diye Bursa merkezde bir lise yazdım ve atandım. Üç yılı geride bıraktım. Bu arada 2013 yılında ESOGÜ’de yüksek lisans eğitimine başladım. Anne babası boşanmış ergenler ile ilgili hazırladığım tezi 2015 yılında sundum ve yine Anadolu Üniversitesi’nde 2015 yılında doktoraya kabul edildim. 2015 benim için çok akademik bir yıl oldu.  Ayrıca 2015 ilkbahar döneminde korkulu rüyam olan dil sorununu da hallettim.  Bunun dışında gezip yeni yerler görmek, kitap okumak ve yaşlılarla sohbet etmek en sevdiklerimden.

Neden PDR’yi tercih ettiniz? PDR’nin sizin için önemi nedir?

2008 yılına kadar hayalimde Türkçe öğretmenliği vardı. İlkokuldaki öğretmenim nedeniyle.  İtiraf etmeliyim ki lisede de bir yönlendirme yapılmadı. Ben eşit ağırlık öğrencisi olmama rağmen sözelden hazırlandım. Sözel 2’de 395. oldum. Fakat düz lisede olduğum için ek puan alanlar daha şanslıydı. Gazi Türkçe öğretmenliği olmadı. Bende o sıralar çok popüler olan PDR’yi yazmaya karar verdim.  Herkes Hukuk ve Boğaziçi Edebiyat diye tutturmuştu. Ama ben kararımı vermiştim. Şimdi iyi ki diyorum. Aslında çok da bilinçli gitmediğim bölümüm hayatımın merkezi haline geldi. Çünkü insanlarla bir arada olmak, onların hayatına dokunmak ve iyi hissetmelerini sağlamak beni inanılmaz mutlu ediyordu. Psikolojik danışman olan bizler eğer gerçekten mesleği özümsemiş isek öyle güzel dokunuşlar yapıyoruz ki…

Bizi ve mesleğimizi önemli ve özel kılan da bu oluyor. Karanlık duvarlar arkasına saklanmış, çıkmaya cesareti olmayan, kişileri mutsuz eden ve en kötüsü anlaşılmama korkusu ile bastırılmış durumlarda kişilerin kalbine, ruhuna ve aklına dokunabilmek ve istenen değişimi yakalayabilmek... Bu asla kolay değil. Bazen nasıl olacağını bilmeden bir labirent içinde koşabiliyorsunuz, bazen de elinize aldığınız ilk yapboz parçası boşluğu dolduruyor. Mesleği önemli kılan bir başka şey de danışmanların, gerçekten diğerlerinden farkı anlaşılıyor ve sürekli birliktelik hissediliyor.

Okula ilk atandığınızda ne tür zorluklarla karşılaştınız? Bunları çözmek için ne gibi adımlar attınız?

Okan zorluklar okulla da sınırlı kalmayabiliyor. İlk günlerde hem mesleğe, statünüze uyum sağlamaya hem de okul içinde ilişki kurmaya ihtiyacımız oluyor. 4 yıllık eğitimden ve sancılı bir KPSS tercih sürecinden sonra eğer ailenizin yaşadığı yere atanmamışsanız kendinize yeni bir düzen oluşturma ihtiyacınız oluyor. Bütün bu hengame içinde ilk günler sizin için stresli olabiliyor. Bu süreç içinde en fazla dikkat etmeniz gereken durum, size yabancı gelen bir durumla ya da o an için aklınıza gelmeyen bir bilgi ile karşılaştığınızda “bilmiyorum.” kelimesini kullanmamak oluyor. İlk atamasın. İdare, öğretmen ve öğrencilerin gözünde ilk günlerde iyi bir imaj oluşturmak gerçekten çok önemli oluyor. Bu yüzden bu durumla karşılaştığınızda çok politik davranmak gerekebiliyor.

Hocam bu konu hakkında size bilgi vereceğim yalnız halletmem gereken küçük bir iş var, size zaman kazandırır. Bu zaman aralığında RAM, üniversitedeki hocalar ya da tanıdığınız sizden tecrübeli bir danışman hayatınızı kurtarabilir. Yine bu günlerde karşılaşacağınız başka bir durum (özellikle ortaöğretim kurumunda çalışacak olan danışmanlar için geçerli) sizin bir öğrenci olmadığınız.  

Kendi yaşadığım ve birçok arkadaşımdan duyduğum bir durum bu. Müdür yardımcınız kızım sınıfa gir diye bağırdığında ya da öğrenciler abla matematik öğretmenini çağırır mısın dediklerinde kendinizi kötü hissetmeyin. Bu noktada yapmanız gereken şey rehberlik servisini tanıtmak ve oryantasyon çalışmalarına başlamak olacaktır. Yine kendiniz adına olumlu bir imaj oluşturma için sınıf rehberlik dosyalarının matbularını hazırlamak ve sınıf rehber öğretmenlerine imza karşılığında dağıtmak faydalı bir uygulama. Her bir danışman arkadaşım atandığı kuruma, ile, ilçeye göre farklı durumlarla karşılaşabilir. Aynı durumla karşılaşsa bile farklı bir uygulama yapması gerekebilir. Böyle durumlarda Dernekten, Ramdan ve diğer danışman arkadaşlardan destek almak çok önemlidir.

Psikolojik danışman adayı arkadaşlarımız mezun olduktan sonra hangi kademede görev almak istediği ile ilgili bir belirsizlik yaşayabiliyor. Siz lisede çalışıyorsunuz. Liselerde ne gibi problem alanları ve zorluklar arkadaşlarımızı bekliyor?

Her dönemin kendine göre bir zorluğu vardır elbette. Ergenlik dönemi hepimizin bildiği gibi bir delirme dönemi.J Bu dönemde öğretmen ya da ailedense arkadaşlar ön planda oluyor ve bu durum danışanların kendilerini açmasını zor hale getiriyor. Bu yüzden ergenlik döneminde öğrencilerle iyi bir iletişim çok önemli oluyor. Koridorda gülümsemek, olabildiğince isimle hitap etmek, üzgün bir öğrenci gördüğün zaman bir selamlaşmak özellikle derslerdeki süreyi rehberlik servisi lehinde kullanmak çok önemli. Lisede görev yapıyorsanız tatlı sert olmanız gerekebiliyor. Sınırlarınız belli, ama tamamen öğrenciye değerli olduğunu ve onlar için bir şeyler yaptığınızı hissettirdiğinizde işiniz çok kolaylaşıyor. Öğrenciye çözüm odaklı yaklaşmak da önemli. Çünkü algıların çoğu şikayet temelli rehberlik servisini kullanmaya yönelik. Bu algıyı değiştirmek adına hem öğretmenlere hem öğrencilere yani okuldaki tüm paydaşlara servisin bir şikayet yeri olmadığı istedikleri takdirde kendilerini tanımaya ve sorunlarını çözmeye yönelik bir yer olduğu hissettirilmelidir.

Yine rehberlik servisini dersten kaçmak için kullanmalarını engellemek çok önemli. Randevu sistemini öğretmenlerin bilgisi doğrultusunda işletmek bu durumu önleme de faydalı oluyor. Ayrıca ergenlikte çabuk sıkılabildikleri için farklı etkinliklerden faydalanmak gerekebiliyor. Drama çalışmalarından, öyküsel terapiden faydalanmak mesleki rehberliğin yanında kariyer danışmanlığından yararlanmak gibi farklı çalışmalar öğrencilerin rehberlik servisine ilgisini artırabiliyor. Kariyer yelkenlisi, altıgen bahçe, kart sıralama tekniği, genogram çizme (aile resmi gibi) zaman çizgisi, bu danışanlarınız için test tekniklerinden daha faydalı olabiliyor ve kendilerini daha iyi tanıyıp ifade edebiliyorlar. Karar verme etkinliği ve karar verme formunu kullanmak çok faydalı oluyor.

Yine mezun öğrencileri okula davet edip panel verdirmek bu konuda etkili tekniklerden. Sonra çözüm odaklı, mucize soruya odaklı mesleki bir form oluşturup sonrasında grup oluşturarak drama yolu ile hipotetik tartışmalar yapmalarını sağlamak çok faydalı. En sonunda farklı mesleklerden kişilerle röportaj yapıp rol oynama tekniği ile canlandırma yapmaları eğlenirken öğrenmeyi gerçekleştirme yollarından. Bunun dışında karşılaşılacak durumlar: 9.Sınıflarda uyum sorunu, kaygı, amaç belirleyememe ve bunun sonucunda erteleme yaşama, akademik başarısızlık, mesleki kararsızlık, maddi ve ailesel problemler, okul ve sınıf içi davranış problemleri, madde ve sigara kullanımı, romantik ilişkiler, arkadaşlık ilişkilerinde yaşanan çatışmalar, öfke problemleri, cinsel kimlik ile ilgili problemler, öğretmen ve idare ile yaşanan çatışmalar ve devam eder.  Bu demek oluyor ki kaç tane öğrenciniz varsa o kadar farklı durumla karşılaşacaksınız.  

Şuan bunu okuyan sevgili danışman adaylarının Asiye Hoca ne yaptın Dsm 6’yı yazdın dediklerini duyar gibiyim .  Ee ne yapacağız o zaman?  Bu öğrenci profiline, okulun çevresine idare ve öğretmenlerin tutumuna ve ayrıca danışman arkadaşlarımın duruma bakışına göre değişecektir. Tabi yapacağımız çalışmalar ve göstereceğimiz tutumlar farklı danışan ve durumlarla karşılaşıp deneyim kazanarak, kendimizi geliştirerek ve farklı danışmanlarla bir araya gelip beyin fırtınası yaparak da gelişecektir.

Birçok arkadaşımızın lisans eğitiminden sonra öğretim görevlisi olarak üniversitede kalma ya da klinik psikoloji yüksek lisansı yapma gibi bir istek ve eğilimleri var bu konuda ne düşünüyorsunuz? MEB bünyesinden okulları neden tercih etmeli arkadaşlarımız?

Evet  Okan doğru bir gözlem  Neden olabilir, aslında etkili olan unvan belirsizliği ve dışarıdan bakıldığı zaman MEB’ teki yatan, bir şey yapmayan danışman algısı olabilir ya da maddi boyutta tamamen duygusal da olabilir.  Klinik psikolojiye gelince biz danışmanların tanı koyma gibi bir yetkisi olmamasına rağmen bu konu ile aldığımız her derste aslında bir çok psikolojik hastalık ya da bozukluk öğreniyoruz. Birbirimize tanı koymaya çalışıyoruz. Bir şekilde somutlaştırmaya çalışıyoruz, belirsizlikleri bir kalıba sokmak belki bizi yetkin hissettiriyor. Ve klinik alanda kendimizi geliştirmek istiyoruz. Okan danışmanların akademisyen olmak veya klinik yüksek lisans yapmak istemelerinin nedenlerine daha geniş bakabilmek için birlikte bir nitel araştırma yapabiliriz.  Bana gelince bende 3. Sınıfın sonunda akademisyen olmaya karar verdim. Ama bahsettiğim gibi dil problemi rotamı değiştirdi. İyi ki de değiştirmiş. Şuan bunu gönül rahatlığı ile söylüyorum.

KPSS sınavında alanda 7. olunca bu puanı değerlendirmem lazım deyip bütün tatil köylerini sıraladım. Tercih günü geldiğinde ise nedendir bilmem Bursa’yı yazdım. Okula adım attığım ilk günden şu ana kadar o kadar değişik vaka ile karşılaştım ki. Bu sadece öğrenci değil, öğretmen, idare, veli ve başka psikolojik danışmanlar… Alanda iseniz kısa zamanda çok vaka ile karşılaşma kendinizi geliştirmeniz adına tavsiye edilebilecek bir durum. Yine az önce dediğim gibi duyarlı danışmanlar alanda yatılmadığını aslında okul içinde nasıl bir fırtına oluşturabildiğini göstermek adına öyle gerekli ki…

Rehber öğretmen, rehberlik vs. aslında bu söylemlere takılmadan, yaptığı çalışmalarla kendiliğinden kendine danışman dedirten arkadaşlar elde ettikleri bu deneyimlerle akademisyenliklerine renk katabilir. Klinik yüksek lisans yaparken çalışabilecekleri danışanlar bulabilir. Benim akademisyen olma hayalim hala sürüyor. Artı avantajı yüksek lisansta öğrendiğim şeyleri koşup gelip okulda uyguluyorum. Ya da yüksek lisansın bana kattığı değerler olan Şeyma, Tuğçe, Serdar; liseden beri kavgalarıma renk katan Çiğdem ile yeni şeyler paylaşıp uyarlamalar yaparak çalışmalarda bulunuyorum. Okan eğer danışman arkadaşlarımın böyle istekleri varsa muhakkak peşinden koşsunlar… Ben bazen koridorda yürürken ya da bahçeden okula girerken kendimi amfide danışman adaylarına kuramlar dersini nasıl anlatsam diye hayal kurarken buluyorum umarım bir gün gerçekleşir.

 Sizce iyi bir psikolojik danışman nasıl olmalı ?

Okan güzel soruların bu gün beni epeyce terletti . Zor bir soru. Freud olsa ben danışmanın psikanaliz bilenini severim derdi, Rogers olsa insancıl. İyi bir psikolojik danışman demeyelim, psikolojik danışmanın kötüsü olmaz bence. İmkan bulamamışı ya da yerini yöresini sevmemişi vardır. Ama sen sanırım bana şunu soruyorsun? Asiye hoca bir danışman. Kendine rehberlikçi, rehberlik, rehber öğretmen değil de danışman nasıl dedirtir .

O zaman dilim döndüğünce sana cevap vereyim. Altın kuralımız neydi? Yetkin olduğunu hissettir. Bilmiyorum yok. Şuan yazdıklarımı okuldan idari personel ya da çalışma arkadaşlarım okuyorsa “ben zaten sizin sorduklarınızı biliyordum, üzerinize alınmayın diyorum ”. Sonra yetersizlik algısına kapılıp ben danışman olamam demek hiç yok. Sen danışman olamazsan kim olacak. Odanı almak isteyen bir dolu değerli eğitimci arkadaşın var çağır gelsinler o zaman. Superman sendromuna (ben uydurdum) kapılmak yok. Bazen öyle oluyor ki okulda koşuyordum Mirkelam gibi. Her şeye yetişemeyiz. Sınırlarımız var. Sevgili danışman adayları bazen insanlar riskli durumlarda kahramana ihtiyaç duyarlar. Böyle durumlarda okul danışmanı olduğumuzu unutmamamız gerekiyor. Zira kahraman olmayı seçenler, onları kahraman yapanları hiçbir zaman arkalarında bulamayacaklardır. Danışmanlar insan olduklarından değer yargılarına bazen onları zorlayan düşünce kalıplarına hatta çarpıtmalara sahip olabiliyorlar . Yani bazı danışanlarla veya vakalarla çalışırken aslında bir şeylerin yolunda gitmediğini verimli olmadığınızı hissedebilirsiniz.

Okan ne yapacağız o zaman Ağlanmak mızlanmak yok. Önce kendimizle çalışmamız lazım enerji engeli nerde, teröpötik ortamı etkileyen ne var. Transferans olabilir mi? Oluyor ben yaşadım . Çözemedik mi, o zaman uygun bir şekilde yönlendirme yapacağız. Yönlendirme yapmak yetersiz olmak değildir. Rehberlik servisi olarak sadece öğrencileri danışan olarak düşünmemekte önemli. Zaman zaman okul personeli, çalışma arkadaşlarınız ya da dışarıdan yönlendirilen kimseler danışan konumunda karşınıza gelebilir. Böyle bir durumda eğer yardım etmek isterseniz kesinlikle danışman olarak duruma yaklaşmak gerekiyor. Öyle olduğunda öğretmen arkadaşlarınız size farklı bir gözle bakmaya başlıyor ve bu çalışmalarınıza da yansıyor. Bir başka durum sınırlarımızı iyi bilmek, bunun yanında zaman zaman esnek olmak önemli.

Derse girme gibi bir zorunluluğumuz yok evet. Ama bir arkadaşımız hasta olduğunda gönüllü olarak onun dersini alıp farklı çalışmalar yapmak, ya da okulda gerçekleşecek bir sosyal sorumluluk projesinde gönüllü olarak yer almak okulda siz çalışma yaparken işinizi kolaylaştırır. Sonra aldığımız dersler bağlamında bir de şöyle bir kafa karışıklığı yaşıyoruz.

Ben ne’ciyim? Hangi kurama göre yaklaşmalı hangi teknikleri uygulamalıyım? Hatta ilk danışma deneyimini yaşayan danışman arkadaşlarım, ne tepki vereceğim? N'olmuş bunun çocukluğunda? Bu kaçıncı kardeşti? Personasına nolmuş? derken danışanın ne dediğini ıskalamış olabilir.  Danışma sürecinde terapötik bir ortam oluşturduktan sonra danışanı gerçekten dinlediğinizde ve aslında dediklerinin değil demek istediklerinin ne olduğunu anlamak için Nilüfer hoca’nın deyimiyle Müfettiş Gadget gibi yaklaştığınızda sürecin çok verimli ilerlediğini görüyorsunuz.

Yine Ali hocam beni çok kaygılı gördüğü bir gün yapacağın şeyin danışan için faydalı olacağını düşünüyorsan hangi kuram hangi teknik diye düşünerek zaman kaybetme demişti. Haklı olduğunu yaşayarak gördüm. Bunlara takılmadığınız zaman sürecin gidişine göre spontan tepkiler verebiliyorsunuz ve gerçekten işe yarıyor. Değişim oldukça ve hayatlara dokundukça siz gerçekten etrafın dikkatini çeken bir danışman oluyorsunuz ya da atom karınca gibi söylemlerle karşılaşıyorsunuz . Yine ne çok konuştum. Okan bana hiç sus demiyorsun.

Şuan bölüme yeni gelen ya da bölümde olan öğrenci arkadaşlarımıza söylemek istediğiniz bir şeyler var mı? 

Bölüme yeni gelen tüm danışman adaylarını tebrik ediyorum ve 4 yıl sonra ben ne iyi bir şey yapmışım demelerini umuyorum. Öncelikle biz danışmaların ben gerçekten sevimli insanlar olduğunu düşünüyorum. Okullarda genelde tek çalışıyoruz. Ama bir toplantıda ya da eğitimlerde ne zaman bir danışman topluluğu görsem enerjim artıyor. Öyle bir sevinesim geliyor. Bu nedendir bilmem insan kendine benzeyeni severmiş. Elbette ki hepimiz bireysel farklıyız ama bence bizim derinlerde birbirimize bağlayan psişik şeyler var.  İnsan kendi eksikliğini tatmin etmek için meslek seçermiş.

Siz hep kırıksınız pdrciler söylemini duydun mu Okan.  Doğru mudur bilmem, bu kırıklık belki de beni iyi hissettiren. Şu an yeni başlayan ya da okuyan arkadaşlarım bence hayatlarının en güzel yıllarındalar. Danışman bilincini kaybetmeden çok gezsinler çok insan tanısınlar. Analiz etmeden, tanı koymadan sadece tanısınlar, onları yapmak için çok vaktimiz oluyor. Dersleri AA almak ya da DC artıyı görmek için değil hep 4 yıl sonrasını düşünerek dinlemeye çalışsınlar. Oo nasihat moduna geçtim danışmanları kızdırmayalım onlar ne yapmaları gerektiğini biliyorlar. Bir desteğe, yardıma ihtiyaçları olduklarında yanlarında danışman arkadaşları olacağını da biliyorlar.

Benim sormayı unuttuğum ama sizin aklınıza gelen ya da eklemek istediğiniz başka bir şeyler var mı?

Gerçekten teşekkür ediyorum. Çok keyifli bir sohbet oldu Okan. Yeterince konuştuğumu düşünüyorum. Açıkçası PDR Kongresi’nde gerçekleştirdiğimiz panel sonrasında böyle bir gidişat olacağını hiç ummuyordum. Sonralara kalmamız ve bizden önce alanın en iyilerinin sahnede olması bizi kaygılandırmıştı. Arkadaşları sıkarsak, verimli olamazsak diye. Ama sizden öyle güzel tepkiler aldık ki. Bizi çok mutlu etti. Bizde alanda yeni danışmanlarız. Dilim döndüğünce yaşantılarımdan deneyimlerinden bahsettim. Bir sürç-i lisan etmişsem affola. Yakın zamanda danışman unvanı almak ve bölüm olmak ümidiyle...

Kendi adıma ve Dergi p.Dr. adına röportaj teklimizi kabul ettiği ve keyifli sohbeti için hocamıza çok teşekkür ediyoruz.  

                                                                                                                                      Okan USLU                                                                                                                                          Ondokuz Mayıs Üniversitesi

Bu yazı toplam 2421 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Dergi PDR | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.