• BIST 75.727
  • Altın 129,876
  • Dolar 3,4745
  • Euro 3,6641
  • İstanbul 12 °C
  • Ankara 8 °C

Sürekli Mutsuzluk

BETÜL ZENCİROĞLU

    Günümüz toplumu “Analjezi topumu” olarak tanımlanmaya başlamıştır. Analjezi; ağrıyı ne pahasına olursa olsun dindirme fikridir. Yakın zamanlarda yayımlanan bir kitapta “Prozac Milleti” olarak da isimlendirilmekteydi. Belki de mutlu olamayan insanlar acı çekmeye de razı olamıyordu. Sebebi, “sürekli mutsuzluktu”. Peki neden “sürekli mutsuzluğa” yakalanmıştı? Mutlu olamayan, mutluluğu unutan toplum 21. Yüzyıl toplumuydu. Hatta mutluluğu aramayan…   

    Geçmişimizde her hafta sonu ormanlarda piknikler yapan, her gün “bak evladım akşam ezanını geçirme eve erken gel” diyerek oyun oynadığı için ikazlar alan, belki de sadece birkaç oyuncak ama birçok arkadaşla geçen çocukluk yıllarına karşın; bugün alışveriş merkezlerinde, fastfood restaurantlarda, kapitalizm odaklı mekanlarda vakit geçiren istediği her şeye sahip olabilen; ama hiçbir şeyden memnun olmayan, günün birçok saati ekrana bağımlı yaşayan ne istediğini bilmeyen, duygu yavanlığı yaşayan çocuklar mevcut. Mutsuzluk yaşının çocukluğa inmesi bir yerlerde unutulan bir şeyler olduğu kanısını akla getiriyor.

   “Yukarıya bakmazsak, aşağıya bilemeyiz; gökyüzüne dokunmadıkça yeryüzüne sağlam basamayız” diye yazıyor Mustafa Ulusoy. Aya, yıldızlara, gökyüzüne bakmayı unuttuğumuzu söylüyor. Gökyüzündeki sükunet, huzur, yumuşaklık, narinlik, insan ruhunun şifasıdır. Bu sayede mutlu; yalnızlığında boğulmak yerine “dinlenebilen” , yolunu bulmuş, dingin insanlar meydana gelir. Bugünün hızı, yoğunluğu karmaşası insanın ruhunda kimi zaman isyana, hüzne ve Rollo May’ın günümüzün en temel sorunu dediği boşluk hislerine neden olabilir. Bunun için de durgun ve sonsuz bir derinlik gerekiyor aslında. Tam da bunları anlatmak isteyecek ki yazar; “Bak, ay ışığı tam önüne düşüyor onu takip et” diyiveriyor birden.

   Ay sadece bir kapıyı açıyor aslında. Keza bir çiçeği koklamak; bütün gelişim evrelerini izlemek, gündoğumunu izlemek için uykudan uyanarak Güneş’in her adımıyla temaşa etmek, bitki ve hayvan haklarını savunurken onların üstündeki sonsuz gücü de fark edip hayat bulabilmekti mutluluk.

   Her gün, gün doğuyor; batınca ay görünüyor, yıldızlar büyüleyici şekilde gökyüzünü süslerken, rengârenk çiçekler yeryüzünü şölen haline getiriyor. Fakat mutlu değiliz. Bu olayların her gün vuku bulması değerini düşürmez değil mi? Medya bahsetmiyor, radyo kanalları “Flash flash son dakika! “ dedikten hemen sonra “evet güneş doğuyor bir kez daha mucizevî bir olaya şahit oluyoruz” demiyor diye mi güzelliğin farkında değiliz. Parklarda, evlerde, meydanlarda öbek öbek toplanıp bu güzellikleri konuşmalıyız belki de…

 Bu kadar muhteşemliklerin içinde mutlu değiliz. Peki biz mutluluk için daha neyi  arıyoruz?

  Betül Zenciroğlu  

Bu yazı toplam 689 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 4
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Dergi PDR | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.